8 Mayıs 2015 - 17:48
Hüsnü Mahalli: Mücadele ve onur

IŞiD, Nusra ve benzeri ruh hastası örgütlerin Suriye, Irak, Yemen, Mısır, Somali, Lübnan, Afganistan, Pakistan ve benzeri ülkelerde işlediği cinayetler. Çoğu da ‘Şii ve Alevi düşmanlığı’ uğruna.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Egemen güçler ve onlara hizmet edenlerin Türkiye ve tüm coğrafyamızda uyguladığı en başarılı yöntem: Toplumları her şeye alıştırmak.

Her şeye alıştırılan toplumlar farkında olmadan “ama biz her şeye alıştık” moduna girip farkında olmadan teslim oluyor yani teslim alınıyor.

Türkiye’den örnek vermek gerekirse 17-25 Aralık yolsuzlukları.

Örneğin cumhurbaşkanı seçildiği günden itibaren Erdoğan’ın ‘anayasaya aykırı’ tutum ve davranışları. Bunlar unutulduğu için bugün herkes Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP seçim kampanyasına sağladığı katkıya tepki göstermiyor.

Bu alıştırma, alışma ve toplumlarda yerleştirilen vurdumduymazlık hali.

Her konuda ve her alanda.

Türkiye’de yaşadığımız anormal olayların yüzde biri başka bir ülkede yaşanmış olsaydı, inanın bana o ülkede ne hükümet ne de devlet kalırdı. İnsanlar bile bunalıma girer, toplu bir şekilde cinnet geçirirdi.

Ama bizde her şey normal gibi algılanıyor ve karşı çıkanlara ‘siz anormalsiniz’ deniyor.

Kendilerine anormal denmesini istemeyenler ‘normal gibi’ davranarak yalaka ya da fırsatçı oluyor.

Sağda ve solda bunun çok örnekleri.

Hadi sağda çok para var, peki soldaki çıkarcılara ne demeli?

Onlar çok daha tehlikeli çünkü insanlar onları adam yerine koyuyor ama özünde onlar kişiliksiz, karaktersiz ve kendi kişisel çıkarlarının dışında hiçbir değeri önemsemezler.

Önemser gibi görünürler ama zamanı geldiğinde ihanetin en büyüğünü onlar yaparlar.

Çevremize eleştirel bir gözle baktığımızda bu gerçeği çok rahat görebiliriz.

Onun için gerçek yurt ve insan severlerin işi zor.

Onların önündeki en büyük tehlike iki yüzlülük ve samimiyetsizliktir.

Yani hem solcu ve devrimci olduğunu söyleyecekler hem de bu söylemin gereğini yapmayacaklar.

Solcu muhalif televizyon ve gazetelerin durumuna bakın.

Muhalif olduğunu söyleyen binlerce belki de on binlerce muhalif şirket sahibi bu gazete ve televizyonlara ilan ve reklam vermiyor, veremiyor.

Hükümetten korktuğu için.

Ne kadar da acıklı ve utanç verici bir durum.

Birey olarak muhalif insanların durumu çok daha ilginç.

Çıkıp da muhalif kabul ettiği gazete ya da gazeteleri satın almıyor…

Özetle iyi muhalif olmanın bana göre temel kriteri bu mücadelede sorumluluk almaktır.

Bunun da ilk ama çok önemli adımı gazete almaktır ve okuduğun gazeteye destek vermektir.

Siz gazetenize sahip çıktığınız ölçüde gazeteniz de sizin mücadelenize sahip çıkacak ve sesinizi sizin gibi düşünenlere ulaştıracaktır.

İnanın bana başka türlüsü de olmaz ve olmayacaktır.

Emperyalist, kapitalist ve onların yeşil sermayeli gerici işbirlikçilerinin yüz milyarlarca doları var.

Onlara karşı mücadele edenlerin ise en etkin silahı dayanışma gücüdür.

Bu dayanışma gücünü en içten duygularla yaşayamayan ve pratikte gereğini yapmaktan korktuğu için kurulu düzen’in siyasal, sosyal, kültürel, psikolojik ve parasal gücüne teslim olanlar ‘ben muhalifim’ demesin.

Hele solcu ya da devrimciler asla.

Yani palavradan solcu ve devrimciler.

Bu yalnızca Türkiye’nin değil tüm coğrafyanın en büyük ve tehlikeli hastalığı.

Herkes her şeye alıştırıldı.

Alışmayanlara da küçük dozlarla alıştırma alıştırmaları yapılıyor.

IŞİD’in kafa kesme gösterimleri bile unutuldu.

IŞİD’in kaçırdığı binlerce Ezidi kadınlar.

IŞiD, Nusra ve benzeri ruh hastası örgütlerin Suriye, Irak, Yemen, Mısır, Somali, Lübnan, Afganistan, Pakistan ve benzeri ülkelerde işlediği cinayetler.

Çoğu da ‘Şii ve Alevi düşmanlığı’ uğruna.

Son olarak ruh hastası Nusra katili Türkiye’den aldığı destekle İdlib ve Cisr Elşuğur’da Alevi köylerde yüzlerce insani öldürüyor ama birileri bunu camilerde kutluyor.

Tepki gösterenler ise üç-beş gün sonra normal yaşamına devam ediyor.

En tehlikeli hastalık: Her şeye alışmak, her şeyi kabullenmek ve ruhunu teslim etmek.

Muhalif çevremde bolca gördüğüm bu hastalık bende yok ve asla olmayacaktır.

Ne kadar acı ve tehlikeli olursa olsun gerçeğe sahip çıkıp haklı olanların yanında olmalıyız.

Umarım siz de benim gibi düşünüyorsunuzdur.

Öyleyse ben nasıl gereğini yapıyor ve yapmaya çalışıyorsam siz de yoldaş olmanın bilinci ile davranmalısınız.

Biliyorum kolay değil.

Kolay olmadığı için ‘direnme’ yüce bir kavram olmuştur.

Yüce olduğu için de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan sonsuza dek yaşayacaklardır.

Hiç kimse ‘onlar onursuzdu’ diyemez, diyemeyecektir.

Onursuz olanlar hariç!